Balıkçı konuşan bir balığı serbest bırakır; karısının dilekleri büyüdükçe deniz kararır.
Ein Fischer und seine Frau leben in einer kleinen, alten Hütte am Meer. Sie sind sehr arm. Die Frau heißt Ilsebill. Jeden Tag geht der Fischer zum Meer und angelt. Heute ist das Wasser ganz ruhig und grün. Der Fischer sitzt lange und wartet. Plötzlich zieht er einen sehr großen Fisch aus dem Wasser.
Türkçesi: Bir balıkçı ve karısı deniz kenarında küçük, eski bir kulübede yaşıyor. Çok yoksullar. Kadının adı Ilsebill. Balıkçı her gün denize gidip balık tutuyor. Bugün su çok sakin ve yeşil. Balıkçı uzun süre oturup bekliyor. Aniden sudan kocaman bir balık çıkarıyor.
Der Fisch spricht: „Bitte, lass mich frei! Ich bin kein echter Fisch. Ich bin ein verzauberter Prinz.“ Der Fischer erschrickt. „Ein Fisch, der sprechen kann — den esse ich nicht!“ Er legt ihn zurück ins Wasser. Am Abend erzählt er alles seiner Frau. Ilsebill wird wütend: „Du hast nichts gewünscht? Geh sofort zurück! Ich will kein Leben mehr in dieser Hütte.“
Türkçesi: Balık konuşur: „Lütfen beni serbest bırak! Ben gerçek bir balık değilim. Ben büyülenmiş bir prensim.“ Balıkçı korkar. „Konuşabilen bir balık — onu yemem!“ Onu tekrar suya bırakır. Akşam her şeyi karısına anlatır. Ilsebill öfkelenir: „Hiçbir şey dilemedin mi? Hemen geri dön! Artık bu kulübede yaşamak istemiyorum.“
Der Fischer geht zum Meer und ruft: „Fischlein, Fischlein in der See, komm zu mir, ich rufe dich!“ Der Fisch kommt. „Meine Frau will ein schönes Haus.“ — „Geh nur, sie hat es schon.“ Und wirklich: Die Hütte ist weg, da steht ein Haus mit einem Garten. Aber nach zwei Wochen sagt Ilsebill: „Ein Haus ist zu klein. Ich will ein Schloss!“ Diesmal ist das Wasser nicht mehr grün, sondern grau.
Türkçesi: Balıkçı denize gider ve „Denizdeki küçük balık, küçük balık, yanıma gel, sana sesleniyorum!“ diye seslenir. Balık gelir; balıkçı „Karım güzel bir ev istiyor,“ deyince balık „Sen git, evi çoktan oldu bile,“ yanıtını verir. Ve gerçekten de kulübe yok olmuş, yerinde bahçeli bir ev durmaktadır. Ancak iki hafta sonra Ilsebill „Ev çok küçük, ben bir saray istiyorum!“ der ve bu kez su artık yeşil değil, gri renktedir.
Ilsebill bekommt ihr Schloss. Aber am nächsten Morgen will sie Königin sein. Dann Kaiserin. Jedes Mal geht der arme Fischer zum Meer. Jedes Mal ist das Wasser dunkler: erst grau, dann schwarz, dann voll hoher Wellen. Der Wind wird kalt und laut. Der Fisch macht alle Wünsche wahr. Aber Ilsebill ist nie zufrieden. „Mehr!“, sagt sie immer wieder.
Türkçesi: Ilsebill şatosuna kavuşur. Ama ertesi sabah kraliçe olmak ister. Sonra da imparatoriçe. Zavallı balıkçı her seferinde denize gider. Her gidişinde su daha da koyulaşır: önce gri, sonra siyah, ardından dev dalgalarla çalkalanır. Rüzgâr soğur ve uğuldamaya başlar. Balık tüm dilekleri yerine getirir. Ama Ilsebill bir türlü memnun olmaz. „Daha fazla!“, der durur.
In der Nacht weckt Ilsebill ihren Mann. „Ich will sein wie Gott!“ Der Fischer weint. „Das darfst du nicht sagen!“ Aber sie schickt ihn trotzdem. Draußen ist ein schrecklicher Sturm. Die Wellen sind so hoch wie Berge, der Himmel ist schwarz und der Donner rollt. Der Fischer kann kaum stehen. Er ruft noch einmal: „Fischlein, Fischlein in der See!“
Türkçesi: Gece Ilsebill kocasını uyandırır. „Tanrı gibi olmak istiyorum!“ Balıkçı ağlar. „Bunu söylememelisin!“ Ama kadın yine de onu gönderir. Dışarıda korkunç bir fırtına var. Dalgalar dağlar kadar yüksek, gökyüzü kapkara ve gök gürlüyor. Balıkçı ayakta zor durur. Bir kez daha seslenir: „Denizdeki küçük balık, küçük balık!“
Hikayenin devamı (1 sayfa) seslendirme, tıklanabilir kelime kartları ve testle birlikte uygulamada.
Devamını oku →