Stefan, ailesi için iş aramak üzere iş bulma kurumuna gider ve karşılaştığı zorluklara rağmen geleceğine umutla bakar.
Stefan saß im Arbeitsamt und wartete lange auf seinen Termin. Er musste langsam sprechen, weil er nervös war. Könnten Sie bitte etwas langsamer sprechen? Fragte er die Beamtin am Schalter. Das habe ich längst beantwortet, sagte sie ungeduldig zurück. Stefan war sehr nervös. Er brauchte dringend eine neue Arbeit für seine Familie. Die Situation war sehr stressig für ihn.
Türkçesi: Stefan İş Kurumunda oturmuş, randevusunu uzun süre bekledi. Gergin olduğu için yavaş konuşmak zorundaydı. „Lütfen biraz daha yavaş konuşabilir misiniz?“ Gişedeki kadın memura sordu. „Bunu çoktan yanıtladım,“ diye sabırsızca karşılık verdi. Stefan çok gergindi. Ailesi için acilen yeni bir işe ihtiyacı vardı. Bu durum onun için oldukça stresliydi.
Der Wartebereich im Arbeitsamt war sehr langweilig. Stefan langweilte sich die ganze Zeit. Aus purer Langeweile blätterte er durch alte Zeitungen. Alles war grau in diesem Raum. Kein einziger Farbkleks war zu sehen. Nur Formulare und Stempel überall. Er seufzte tief und wartete weiter. Er brauchte etwas Abwechslung in seinem Leben. Die Zeit verging sehr langsam im grauen Wartesaal.
Türkçesi: İş bulma kurumundaki bekleme alanı çok sıkıcıydı. Stefan tüm bu süre boyunca sıkılıyordu. Sırf can sıkıntısından eski gazeteleri karıştırıyordu. Bu odada her şey griydi. Tek bir renk lekesi dahi görünmüyordu. Her yerde sadece formlar ve damgalar vardı. Derin bir iç çekti ve beklemeye devam etti. Hayatında biraz değişikliğe ihtiyacı vardı. Gri bekleme salonunda zaman çok yavaş geçiyordu.
Am Bahnhof war es sehr laut wegen der Züge. Die Flugzeuge machten einen schrecklichen Lärm über der Stadt. Ich habe mein Gepäck am Bahnhof gelassen, erzählte Stefan einem guten Bekannten. Auf der Autobahn waren so viele Laster unterwegs. Deshalb hatte die Fahrt so lange gedauert heute Morgen. Stefan war erschöpft von der langen Reise. Er brauchte dringend Ruhe. Aber er musste weitermachen.
Türkçesi: Trenler yüzünden istasyon çok gürültülüydü. Uçaklar şehrin üzerinde korkunç bir gürültü çıkarıyordu. „Bagajımı istasyonda bıraktım,“ diye anlattı Stefan yakın bir tanıdığına. Otoyolda çok fazla kamyon vardı. Bu sabah yolculuk bu yüzden bu kadar uzun sürmüştü. Stefan uzun yolculuktan dolayı bitkin düşmüştü. Acilen dinlenmeye ihtiyacı vardı. Ama devam etmek zorundaydı.
Gestern war Stefan 100 Meter gelaufen im Park zum Training. Er wollte sich mehr bewegen für seine Gesundheit. Für seinen alten Computer hatte er ein neues Laufwerk gekauft. Heute hatte er ganz gute Laune trotz allem. Er war optimistisch. Die Suche nach einem neuen Job würde Erfolg bringen. Er war sich ganz sicher. Stefan war motiviert und would nicht aufgeben.
Türkçesi: Dün Stefan antrenman yapmak için parkta 100 metre koşmuştu. Sağlığı için daha fazla hareket etmek istiyordu. Eski bilgisayarı için yeni bir sürücü satın almıştı. Her şeye rağmen bugün keyfi gayet yerindeydi. İyimserdi. Yeni bir iş arayışı başarı getirecekti. Bundan son derece emindi. Stefan motivasyonluydu ve vazgeçmeyecekti.
Gehen wir, hier ist es viel zu laut, sagte Stefan zu seiner Freundin. Er hörte die Lautsprecher-Ansagen am Bahnhof durch den Lärm. Das Essen im Restaurant nebenan war sehr lecker und frisch. Stefan genoss den Abend. Er brauchte dringend Entspannung nach dem stressigen Tag. Morgen würde er wieder im Arbeitsamt erscheinen. Er war bereit für den nächsten Schritt.
Türkçesi: „Gidelim, burası çok gürültülü,“ dedi Stefan kız arkadaşına. Gürültünün arasından tren garındaki hoparlör anonslarını duyuyordu. Yandaki restorandaki yemek çok lezzetli ve tazeydi. Stefan akşamın tadını çıkardı. Stresli günün ardından acilen dinlenmeye ihtiyacı vardı. Yarın tekrar iş bulma kurumuna gidecekti. Bir sonraki adıma hazırdı.
Leben Ihre Großeltern noch? Fragte die freundliche Beamtin. Stefan erzählte von seiner großen Familie. Hast du den Lebenslauf für die Bewerbung schon geschrieben und fertig gemacht? Fragte sie weiter. Die Lebensmittel wurden jeden Monat teurer. Stefan musste sparen. Aber er blieb zuversichtlich und optimistisch. Die Zukunft sah gut aus für ihn und seine Familie.
Türkçesi: Büyükanne ve büyükbabanız hâlâ hayatta mı? Güler yüzlü kadın memur sordu. Stefan kalabalık ailesinden bahsetti. İş başvurusu için özgeçmişini yazıp hazırladın mı? Kadın sormaya devam etti. Gıda ürünleri her ay daha da pahalılaşıyordu. Stefan tasarruf etmek zorundaydı. Ama o umutlu ve iyimser kalmayı sürdürdü. Gelecek, kendisi ve ailesi için güzel görünüyordu.
Hikayenin devamı (2 sayfa) seslendirme, tıklanabilir kelime kartları ve testle birlikte uygulamada.
Devamını oku →