İş stresinden uzaklaşmak için tek başına tatile çıkan Lena, deniz kenarında geçirdiği günlerde hayata yeni bir bakış açısı kazanır.
Lena war sehr aufgeregt, als sie am Strand ankam. Das Hotel war direkt am Meer gelegen und bot einen atemberaubenden Ausblick auf dasblaue Wasser. Sie war allein verreist, weil sie eine Auszeit von ihrem stressigen Job brauchte. Obwohl sie anfangs unsicher war, fühlte sie sich sofort wohl. Die Sonne schien warm und die Luft war salzig. Sie dachte: Das ist genau das, was ich brauche.
Türkçesi: Lena sahile vardığında çok heyecanlanmıştı. Otel deniz kenarında yer alıyordu ve mavi suya nefes kesici bir manzarası vardı. Stresli işinden uzaklaşmak için yalnız başına seyahat etmişti. Başlangıçta güvensiz olmasına rağmen, hemen rahat hissetti. Güneş sıcaktı ve hava tuzluydu. Tam da bunu ihtiyacı olduğunu düşündü.
Am ersten Tag ging Lena früh morgens zum Strand. Sie legte sich auf ein Handtuch und hörte das Rauschen der Wellen. Nach einer Weile stand sie auf und ging ins Wasser. Das Wasser war so klar, dass sie die Fische sehen konnte. Sie schwamm eine Weile und fühlte sich frei. Obwohl sie allein war, langweilte sie sich nicht. Sie hatte ein Buch dabei, das sie las, als sie müde wurde.
Türkçesi: İlk gün Lena sabah erken saatte sahile gitti. Bir havlu serdi ve dalgaların sesini dinledi. Bir süre sonra kalkıp suya girdi. Su o kadar berraktı ki balıkları görebiliyordu. Bir süre yüzdü ve özgür hissetti. Yalnız olmasına rağmen sıkılmadı. Yanında bir kitabı vardı ve yorgun olduğunda okudu.
Am zweiten Tag sah Lena eine ältere Dame, die allein am Strand spazierte. Die Dame war so elegant, dass Lena sie sofort bewunderte. Sie sprach sie an und die Dame stellte sich als Frau Müller vor. Sie war pensioniert und kam jeden Sommer an diesen Strand. Lena war neugierig und fragte, warum. Frau Müller erzählte, dass sie hier ihre Kindheit verbracht hatte und immer wieder zurückkehre, weil der Ort so viel Bedeutung für sie habe.
Türkçesi: İkinci gün Lena yalnız başına sahilde yürüyen yaşlı bir bayan gördü. O kadar şıktı ki Lena hemen hayranlık duydu. Ona yaklaştı ve bayan kendini Frau Müller olarak tanıttı. Emekliydi ve her yaz bu sahile gelirdi. Lena merak etti ve nedenini sordu. Frau Müller çocukluğunu burada geçirdiğini ve yerin onun için çok önemli olduğunu anlattı.
Frau Müller lud Lena zu einem Spaziergang ein. Sie gingen entlang der Küste und Frau Müller zeigte ihr versteckte Buchten. Unterwegs sprachen sie über das Leben. Frau Müller sagte: Manchmal muss man innehalten, um zu sehen, was wirklich wichtig ist. Lena fand die Worte sehr weise. Sie fragte sich, warum sie so viel arbeitete und so wenig Zeit für sich nahm. Der Spaziergang dauerte zwei Stunden und war sehr erholsam.
Türkçesi: Frau Müller Lena'yı yürüyüşe davet etti. Kıyı boyunca yürüdüler ve Frau Müller ona gizli koylar gösterdi. Yol boyunca hayat hakkında konuştular. Frau Müller 'Bazen neyin gerçekten önemli olduğunu görmek için durup düşünmelisin' dedi. Lena bu sözleri çok bilge buldu. Neden bu kadar çok çalıştığını ve kendine çok az zaman ayırdığını sorguladı. Yürüyüş iki saat sürdü ve çok dinlendiriciydi.
Eines Nachmittags mietete Lena ein Kajak. Sie paddelte entlang der Küste und fand eine kleine Insel. Sie war so neugierig, dass sie an Land ging. Auf der Insel war niemand. Sie fand eine Höhle, die vom Meer aus erreichbar war. Sie schwamm hinein und war beeindruckt von den Formationen. Als sie wieder zurückkam, war es schon spät. Sie war müde aber glücklich. Sie dachte: Manchmal sind die besten Erlebnisse die, die man nicht plant.
Türkçesi: Bir öğleden sonra Lena bir kano kiraladı. Kıyı boyunca kürek çekti ve küçük bir ada buldu. Meraklıydı ve karaya çıktı. Adada kimse yoktu. Denizden erişilebilen bir mağara buldu. İçeri yüzdü ve şekillerden etkilendi. Geri döndüğünde çok geç olmuştu. Yorgundu ama mutluydu. 'Bazen en iyi deneyimler planlanmayanlardır' diye düşündü.
Hikayenin devamı (3 sayfa) seslendirme, tıklanabilir kelime kartları ve testle birlikte uygulamada.
Devamını oku →