Markus stand vor dem alten Leuchtturm an der stürmischen Nordseeküste. Er war seit vielen Jahren verlassen, doch die Einheimischen erzählten sich noch immer seltsame Geschichten darüber. Markus, ein Journalist für historische Kuriositäten, wollte die Wahrheit hinter den Berichten über das „leuchtende Echo“ herausfinden. Sein Rucksack war schwer, da er seine gesamte Aufnahmetechnik für diesen Einsatz eingepackt hatte. Die schwere Eisentür des Turms war verrostet, doch mit einem kräftigen Stoß öffnete sie sich. Im Inneren war es feucht und roch nach Salz. Er schaltete seine Taschenlampe ein…
Türkçesi: Markus, fırtınalı Kuzey Denizi kıyısındaki eski deniz fenerinin önünde duruyordu. Yıllardır terk edilmişti ama yerel halk hâlâ hakkında garip hikayeler anlatıyordu. Markus, tarihi merakları araştıran bir gazeteciydi ve 'parlayan yankı' hakkındaki raporların arkasındaki gerçeği ortaya çıkarmak istiyordu. Çantası ağırdı çünkü bu görev için tüm kayıt ekipmanını paketlemişti. Fenerin ağır demir kapısı paslanmıştı ama güçlü bir itmeyle açıldı. İçerisi nemliydi ve tuz kokuyordu. El fenerini açtı ve dar sarmal merdivenden tırmanmaya başladı. Basamaklar ağırlığı altında inledi. Eski bekçilerin yatak…
Yukarıdaki, hikayenin ilk sayfasıdır. Tamamı, seslendirmesi, kelime kartları ve testi uygulamada.
Bu hikayedeki kelimelerden bazıları
der Leuchtturm(Substantiv (m)) — deniz feneri
stürmisch(Adjektiv) — fırtınalı
die Nordseeküste(Substantiv (f)) — Kuzey Denizi kıyısı
verlassen(Adjektiv) — terk edilmiş
der/die Einheimische(Substantiv (m/f)) — yerli (halk)
erzählen(Verb) — anlatmak
seltsam(Adjektiv) — tuhaf, garip
die Geschichte(Substantiv (f)) — hikaye, öykü
der Journalist(Substantiv (m)) — gazeteci
historisch(Adjektiv) — tarihi
die Kuriosität(Substantiv (f)) — tuhaflık, ilginçlik