Die Sonne ging langsam über der Mündung der Themse unter, und ein schwerer, goldener Schleier legte sich über das Wasser. Auf dem kleinen Segelschiff „Nellie“ saßen ein paar Männer beisammen und warteten auf den Wechsel der Gezeiten. Unter ihnen war ein Mann namens Marlow. Er war kein gewöhnlicher Seemann, denn er erzählte Geschichten nicht wie andere. Für ihn war jede Erzählung eine Reise in die Tiefen der menschlichen Erfahrung. An diesem Abend, während die Dunkelheit die Londoner Landschaft langsam in ihren Bann zog, begann er von einer Reise zu berichten, die sein Leben für immer…
Türkçesi: Güneş yavaş yavaş Thames nehrinin ağzının üzerinden batıyor, ağır, altın bir perde suyun üzerine seriliyordu. Küçük yelkenli gemi "Nellie"de birkaç adam bir arada oturmuş gelgit değişimini bekliyordu. Aralarında Marlow adında bir adam vardı. O sıradan bir denizci değildi. Çünkü hikâyeleri başkaları gibi anlatmazdı. Onun için her anlatım, insanlık deneyiminin derinliklerine yapılan bir yolculuktu. O akşam, karanlık Londra manzarasını yavaş yavaş esir alırken, hayatını sonsuza dek değiştiren bir yolculuktan bahsetmeye başladı – Afrika'nın kalbine, Kongo'nun derinliklerine, karanlığın kalbine…
Yukarıdaki, hikayenin ilk sayfasıdır. Tamamı, seslendirmesi, kelime kartları ve testi uygulamada.